movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2011 Cuma

When Andy Met Edie Life Imitated Art.

Zengin bir aileden gelen, duru bir güzelliğe sahip bir genç kız ve onun umutla dolu kalbi, sanata olan açlığı ve dahası... Ve bir gün hayatında eksik olan heyecana kavuşmak için New York'a taşınır. İlerleyen günlerde ise sanat aşkı vasıtasıyla bir sergide Andy Warhol ile tanışır ve hayatı değişir. Warhol'un ilhamını yansıttığı "Fabrika"sında muhteşem insanlarla tanışır ve bu sanat kokan ortamı çok sever. Warhol'un filmlerinde oynamaya başlar, onun en yakın arkadaşı olur, Warhol'un "süperstar"ı odur. Geceleri beraber takıldıkları çılgın partiler, onu uyuşturucuya alkole alıştırır. Tam bu sırada ise hayatının aşkı ile karşılaşır, Bob Dylan. Fakat Dylan- Uyuşturucu- Warhol üçgeni ona hiç iyi gelmeyecektir. Bence, öngörüşlü Dylan'ı dinlemeyerek hayatının en büyük hatasını yapar..

Ve filmin sonunda onun ölümünü daha önceden belirten ve ölümünden daha çarpıcı olan bu sözler aklınızda kalır.Gittiğim bir partide bir falcı ile tanışmıştım, el falıma baktı ve donup kaldı. Sonra ona şöyle dedim " Biliyorum, benim hayat çizgim kırık. Ve 30 yaşıma kadar bile yaşayamayacağım."  (I went to a party once, and there was a palm reader there and when she looked at my hand, she just froze. And I said to her "I know. My lifeline is broken. I know I won't live past thirty. )

"Factory Girl: Edie Sedgwick"; Andy Warhol'un zamanının sanat anlayışını anlatan müthiş bir film. Ve Edie gibi bir ikonun hayatını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seriyor: duyguları, yaşadıkları, hayal kırıklıkları... Ve Edie aşka inanmayıp, dostuna güveniyor. Sonrası ise bir uçurum...

Last night, I watched "Factory Girl". I highly recommend it. It was about a girl whose parents are rich and she is in love with ART. One day she moves into big city, New York and meets with Andy Warhol. It's a story of hope, art, drugs and the decadence.















Unutmadan Edie'nin gardolabına dikkat edilmeli, büyük küpeleri, kürkleri, rock chic tarzı çok çekici. 
İlham almanız dileyiğle...

Finally, don't forget to check on Edie's outfits: Rock Chic style, her furs and big earrings.
Hope that you'll be inspired...


10 Ağustos 2011 Çarşamba

I AM A GOLDEN GOD!


Geç oldu. Hele benim gibi bir rock'n roll dinleyicisi için... Rock'n Roll ruhunu yaşatan, anı yaşamanın eğlencesini gözler önüne seren "Almost Famous"ı bilmeyen pek yoktur içinizde? Kate Hudson'ın tanındığı film. 2 saat 41 dakikasıyla tek bir oturuşta izlenemeyen fakat her dakikası eğlenceli olan bir güldürü. Cameron Crowe'un yönetmenliğini yaptığı, aynı zamanda küçük yaşında Rolling Stones editörlüğü yaptığı hayatından esinlendiği film. Rock'n roll'un bir yaşam stili olduğunu vurgulayan bir belgesel. Filmdeki dekor, kıyafet 70'lerin rock döneminin şanına yakışır. Black Sabbath'dan, Led Zeppelin'e; The Beatles'dan, Deep Purple'a, yaratıcıların, unutulmazların isminin bolca geçtiği, "yılların en iyi filmleri liste"lerine yakışır bir film. Anlayacağınız bu çarşamba akşamım pek keyifli geçti... 
Oturup izlemeniz tavsiye, eğleneceğiz garanti! 

"Some people have a hard time explaining rock 'n' roll. I don't think anyone can really explain rock 'n' roll. Maybe Pete Townshend, but that's okay. Rock 'n' roll is a lifestyle and a way of thinking... and it's not about money and popularity. Although, some money would be nice. But it's a voice that says, "Here I am... and fuck you if you can't understand me." And one of these people is gonna save the world. And that means that rock 'n' roll can save the world... all of us together. And the chicks are great. But what it all comes down to is that thing. The indefinable thing when people catch something in your music. " 

I added a new movie of my "movie of all times" list: it's ALMOST FAMOUS. Love the rock'n roll spirit. Carpe Diem!
If you didn't watch it yet, I suggest you to have it immediately. With Love..





















13 Haziran 2010 Pazar

Sex And The City 2 Review


Film, muhteşem 4 kızın 80'lerdeki halleriyle şimdiki hallerini gösteren görüntülerle başlıyor. Stil'nın değişimi gözler önüne serildikten sonra Carrie şimdiki zamana geri dönüyor. O artık EVLİ ve üstelik yakında 2.evlilik yıldönümünü kutlayacak. "I do! Do I?" kitabıyla filme giriş yapıyor. Tabiki bu filmde de Mr.Big yargılanıyor, artılarıyla eksileriye.

Charlotte sonunda doğurabildi. Gülümsemeye çalışsada aslında çocuklarından dolayı kafayı yemiş durumda. Çığlık çığlığa bağıran, ilgi isteyen, Valentino vintage eteği ellerindeki boyalarla kirleten 2 çocuktan daha gerçek ne olabilir ki? Abu Dhabi tatili onun için iyi geliyor tabi.

Samantha yine formunda diyemem çünkü kremlerle ve onlarca vitaminle idare etmeye çalışıyor işte. Menapoz'a girmeye yakın, kendisinin de söylediği gibi "kendi vücudunu kandırıyor". Hala gencim havasında dolaşıyor. Üzülerek belirtmem gerekiyor ki, artık yaşıyla yüzleşmeli.

Miranda kontrolcülüğünden hiç bir şey kaybetmemiş. Yalnız bu sefer Charlotte'a çocuk meselesinde yardım ediyor. İkili, hiç olmadığı kadar samimi itiraflar ediyorlar birbirine. Unutmadan Miranda işini değiştiriyor, artık onu daha çok önemsedikleri yerde. Bu filmde Miranda'nın eğlenceli kişiliğini de tanıyoruz.



Herşeyi bir kenara bırakırsak aslında bu 4'lünün hayatları hala ihtişam dolu. Filmi izlerken kendinizi defilede gibi hissediyorsunuz. Louboutin'ler, Dior'lar havada uçuşurken; kızlar herşeyi bırakıp Abu Dhabi'ye gidiyorlar kaybettikleri benliklerini bulmaya yada bazı gerçeklerden kaçmaya. Abu Dhabi yine onlara süper lüks kapılarını açıyor. Çölde şampanya yudumlayıp, Iphone'larıyla develere biniyorlar. Telefonda çekiyor çölde hani :)...

Abu Dhabi'de karaoke yapıp kurtlarını döküyorlar fakat beklenmeyen bir şarkıyla "I Am A Woman" , Carrie Charlotte'ın deyimiyle "Ateşle Oynuyor",Samantha çölde gözünü kestirdiği yakışıklığla yakalanıp tutuklanıyor, Stanford evleniyor. Filmde daha neler oluyor neler...

Açıkçası kızlar yine eskisi gibi. Sadece zaman ilerlemiş. "Film kötüymüş, gereksiz bir film" gibi eleştrilere kulak asmayın. Zaten hiçbir zaman toplumsal mesaj verme çabası olmadı ki Sex And The City'nin. Arada, kızlar kabullenemediklerini tatlı bir şekilde anlattılar sadece.


Bu filmde tekrar farkettim ki " Ben kızları seviyorum! Herşeyleriyle.."