21 Mayıs 2011 Cumartesi

Neden Bir Kraliyet Mensubu İle Evlenmemelisiniz?


*Bu yazı The Magger bünyesinde olan The Femme isimli online dergide yayınlanmıştır.(12.05.2011).
Resimlerin üzerine tıklayıp, daha rahat okuyabilirsiniz. Keyifle Okumanız Dileğiyle :)



14 Mayıs 2011 Cumartesi

Art & Peace & Mom


Geçen pazar, anneler günü, annişime keyifli bir gün yaşatmak için soluğu, Rahmi Koç Müzesinde aldık. Anneciğimin haftalardır merakla gitmek istediği "Görünmez Müzisyenler" sergisini gezdik. Sergide Titanic gemisi için New York’ta hazırlanan Piyano-kemanından, 20'lerin klasik motifleriyle süslü Türk Laternasına kadar bir sürü çeşit müzik çalar vardı. Belçikalı vakıf Automatia Musica Foundation bünyesindeki 250 mekanik müzik kutusundan 80 parçanın yer aldığı bu sergiyi 29 Mayıs'a kadar görmeye gidebilirsiniz. 

Sergiyi gezdikten sonra, soluğu ortamının sıcaklığına bayıldığımız Cafe Du Levart'ta aldık.


Gideceklere tavsiye, elmalı turtayı görüp ona tav olmayın! Biz "armutlu turta"ya bayıldık..


Klasik Ada. Her an her yerde yazı yetiştirmeye çalışırken...


Kafe'nin barı..


Sergiden kareler...
Soldaki Resim. Türkiye'de üretilmiş Laterna. İstanbul - 1920
Sağdaki Resim. Laternalı Karitatür Kapakları


Sergideki ince işlere bayıldım. Mesela bu atlı karıncadaki bütün atların üzerindeki işlemeler, müzik dolaplarının üzerindeki zarif desenler.. Müzik ile teknolojinin gelişimini daha iyi algılamak için mutlaka gezmelisiniz :)


Sergiden klasik bir Fransız Laternası örneği..

Son olarak, ben dünya üzerinde tek bir"anneler günü" olduğuna inanmıyorum, onlar her gün bizimle ve hayatlarımıza güneş ışığı gibi parlıyorlar. İyi ki varlar, iyi ki varsınız.. Sizi çok seviyoruz :)


İyi Pazarlar..

5 Mayıs 2011 Perşembe

Oh Sailor !


Son zamanlarda en beğendiğim editoryallerden biri Vogue Japonya'nın Nisan sayısındaki "Oh Sailor!" ... Editoryal Andreas Sjodin imzalı. Moda editörü Sabino Pantone yazların vazgeçilmez denizci trendini ilham verici ve modern bir şekilde yorumlamış. Mirte Maas Ralph Lauren, Bottefa Veneta, Balenciaga gibi tasarımcıların 2011 İlkbahar-Yaz koleksiyonlarının en it parçalarını taşımış. İlham almanız dileyiğle ;)

Fashion editor Sabino Pantone uses sailor style as inspiration for his latest work in Vogue Japan’s April issue. Starring Mirte Maas photographed by Andreas Sjodin, it pieces from labels such as Ralph Lauren, Bottega Veneta and Balenciaga .















fashiongonerogue

3 Mayıs 2011 Salı

Hediye Avon Paketi :)


Düzeltme: Random servisi ile yaptığım çekilişte 8 numaralı Lolita'nın yorumu Avon Paketini kazanmıştır.Verdiğin emaili kontrol edersen mailimi göreceksin. Hediyeni güle güle kullan Lolita :) - Çekiliş görseli postun sonundadır. -

Bugün güzel bir hediye haberim var sizlere :) Geçen gün kapımı çalan kurye, bir Avon paketi getirdi bana :). İçinde ANEW Rejuvenate 25+, Anew Clinical Lift&Firm Pro Serum olan bu paketi siz sevgili okuyucularımdan birine hediye etmek istiyorum :). Katılım şartları bu yazının en sonunda. Peki bu kremler ne işe yarıyormuş acaba?

 
ANEW Rejuvenate 25+ (Cilt Canlandırıcı Sistem -14 Günlük Uygulama) Kullandığınız ilk günden itibaren cildiniz daha pürüzsüz hissedersiniz, 14 günün sonunda ince çizgi görünümünün azalmasına yardımcı olur.

Günlük Bakım Seti, Deneme Boyu 2’si 1 Arada Canlandırıcı Jel Temizleyici 50ml., Deneme Boyu Yaşlanma Karşıtı Yenileyici Gündüz Kremi SPF25 15ml., Deneme Boyu Canlandırıcı Gece Kremi 15ml. ve Deneme Boyu 24 Saat Etkili Canlandırıcı Göz Kremi Gece/Gündüz SPF25 2*10ml. içeriyor.

Anew Clinical Lift&Firm Pro Serum 

(Sıkılaştırıcı ve Toparlayıcı Serum)
ultra konsantre formülüyle cildin anında daha sıkı görünmesine yardımcı olur. Cilde elastikiyet kazandırır ve cildin doğal elastin üretimini desteklemeye yardımcıdır.

Bu iki cilt bakım ürününü kazanmak mı istiyorsunuz?
İşte Yapmanız Gerekenler..

  • Blogun izleyicisi olmak :)
  • Bayan Mor'un Facebook grubuna üye olmak, hala değilseniz tıktık.
  • Bu posta yorum bırakmak, emailinizi de yazmayı unutmamak ;)
Son Katılım Tarihi: 14 Mayıs. Pamuk eller klavyeye.. 15 Mayısta şanslı kişi belli olucak ;) İyi Haftalar



25 Nisan 2011 Pazartesi

Bir Ayakkabı Masalı..



*Bu yazının bir bölümü The Magger bünyesinde olan The Femme isimli online dergide yayınlanmıştır.(19.04.2011) Online dergi görselleri yazının sonundadır.

Salı günü yolum Nişantaşı’nda Süleyman Nazif Sokağa düşüyor. Amacım Türkiye’nin ender “eğlenceli ve renkli” ayakkabı tasarımcılarından biri ile röportaj yapmak: NR.39’un tasarımcısı İpek Yılmaz.
 İpek hanımın ayakkabı aşkı küçük yaşlarından itibaren süre gelse de, ayakkabılarının masalı Numara 39 ile Ekim 2006’da başlıyor. Ama tabi ki bu maceranın da bir geçmişi var. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesinde Temel Sanat Eğitimi alan İpek Yılmaz, yaşamının bir döneminde 6 ay Amerika’da yaşamış ve FIT’de aksesuar tasarımı okumak istemiş fakat şansı yaver gitmemiş. Türkiye’ye dönmüş ve başarılı bir tekstil firmasının merchandising bölümünde sorumlu iken bir gün tekstil kariyerine son vermiş. Ayakkabı tasarlama arzusu  hayatını değiştirecek bir karar vermesini sağlamış. O sıralarda KOSGEB’in Ayakkabıcılık Enstitüsü açılmış. Bu programla beraber sektör ve ayakkabı üretimi hakkında bir hayli bilgilenen İpek Yılmaz, daha sonra bu şirin ve renkli ayakkabı mabedini yaratmış. Bir gün yolunuz düşer de giderseniz, içeri girdiğinizde oraya neden ayakkabı mabedi dediğimi anlayacaksınız… Sizi de fazla heyecanlandırmak istemiyor, İpek hanımla olan eğlenceli söyleşime geçiyorum.

Bayan Mor: Öncelikle benim ve izleyenlerimin çok merak ettiği soruyla başlamak istiyorum, bir ayakkabı tasarımcısının günü nasıl geçer?
İpek Yılmaz: Ofise gelip kahvemi alırım (gülüyor),  web sitesindeki ziyaretçi yorumlarını okur, e-maillerini kontrol ederim ve rutin çalışmalarıma başlarım. Rutin çalışmalarım neler diye sorarsanız  benim tasarımcı olarak hayatım iki dönemden oluşuyor. Bir tanesi koleksiyonu tasarlama dönemi, bir tanesi de o koleksiyonu çıkarma, üretim dönemi.

Bayan Mor: An itibariyle hangi dönemdesiniz? Bu iki dönemden de kısaca bahseder misiniz?
İpek Yılmaz: Şimdi koleksiyon yapma dönemine giriyorum bu hafta itibariyle. Bu dönemde, mesela şu anda kış koleksiyonunu hazırlıyorum, koleksiyonun derileri,kalıplarını belirledikten sonra, modeller çıkmaya başlıyor. Duvarlarım (odasının beyaz duvarları) rengarenk çizimlerle doluyor. Bir nevi beyaz duvarlarım mood board’um haline geliyor J. Bir süre sonra tasarımlarımın detaylarıyla uğraşıp, koleksiyonumu son haline getiriyorum. Daha sonra ikinci aşama başlıyor: Koleksiyon Üretimi. 100-120 parçalık bir koleksiyon çıktıktan sonra üretim süreci başlıyor. Bu sırada geçmiş koleksiyonun üretimi de devam ediyor. Üretim sürecinde deri hesaplamaları, alımları yapıyorum.

Bayan Mor: Tasarımcı olarak nerelerden ilham alıyorsunuz?
İpek Yılmaz: Aslında gördüğüm her objeden ilham alıyorum. Geçen kış otoparka giderken açmış bir gül gördüm ve onun yaprağına ihtiyacım vardı, yaprağı bire bir kopyaladık. Botanik diye bir model ortaya çıktı. Biz çoğunlukla düz ayakkabı yapmadığımız için ayakkabılarımızın üzerine her türlü detay yapabiliyoruz.



Bayan Mor: En çok kullandığınız malzeme nedir?
İpek Yılmaz: Kumaş, tafta, organze ve tül en çok kullandığım malzemeler arasında. Biraz romantiğim ben galiba.

Bayan Mor: Türkiye’deki ayakkabı sektörü nasıl işliyor?
İpek Yılmaz: Tekstil Türkiye’de çok iyi bir noktada fakat ayakkabıda durum böyle değil. Zihniyet olarak çok fakir bir noktada.  Büyük firmalarda bile bir takım dergilerden model ve kalıp seçimi yapıyorlar, bir modelci onu çiziyor ve onu üretiyorlar. Aslında her şey kopyalamaktan ibaret.




Bayan Mor: Türkiye’de bir ayakkabı tasarımcısı olarak karşılaştığınız bir çok sorun vardır diye tahmin ediyorum. Ne gibi sorunlar karşınıza çıkıyor?
İpek Yılmaz: En çok işçilik problemi yaşıyorum aslında. Ayakkabı’da çok kullanılmayan malzemeleri kullanıyoruz. Mesela köseleden lazerler kestirip onları deri boyasıyla elde boyuyoruz. Bu piyasada yapılmayan bir şey. Bu fikri geliştirdikten sonra benim bu fikrin uygulamasını çalışanlara aktarmam ve onların bunu doğru uygulaması için denetlemem gerekiyor çünkü ustalar böyle yeniliklere alışık olmuyor.

Bayan Mor: Nasıl bir müşteri kitleniz var? Tasarımlarınızın fiyat aralığı nedir?
İpek Yılmaz: Biz ihtiyaca yönelik ayakkabılar yapmıyoruz, dolayısıyla ya 28.inci yada 128.inci ayakkabısını falan alıyor müşterilerimiz. Ayakkabıyı seven insanlar, sıra dışı aksesuarlara prim veren insanlar gelip ayakkabı alıyorlar. Benim için ürettiğim şeylerin kullanılabilir olması çok önemli ve ulaşılabilir olması çok önemli. Maliyetlerimiz çok yüksek olmasına rağmen, piyasadaki markalar gibi fiyat politikamız var.


Bayan Mor: İnsanlar kolaylıkla tasarımlar yapıp diktirebilirken ayakkabıda bu bir hayli zor. Nereden başlayacaklarını bile bilmiyorlar. Bunun nedeni nedir? Ayakkabı üretimi neden kapalı bir kutu?
İpek Yılmaz: Tekstil ile ayakkabıyı ayıran önemli bir özellik var. Bir tişörtü tek başınıza bitirebilirsiniz ama bir ayakkabıyı bitiremezsiniz. İki bayan bir araya gelip haute-couture bir mağaza açabiliyorlar ama ayakkabıda bu durum geçerli değil. Başka insanlara ihtiyacınız var.  Ayakkabıyı çeken, diken, kesen ustalar var. Tasarımcı ile atölye bir araya gelmiyor, bizi İtalya’dan ayıran şey de bu. Orada tasarımcı atölyelere iniyor, ama Türkiye’de tasarımcı ile atölye kopuk kalıyor.  Ayakkabı tasarım ve üretiminin aynı kişiler tarafından yapılması gerekiyor.

Bayan Mor: Bilgilerime göre sahne ayakkabısı da tasarlıyormuşsunuz. Daha önce kimler için tasarladınız?
İpek Yılmaz: Ajda Pekkan’ın Arena konserleri için tasarlamıştım. Ece Sükan ile beraber çalışmıştık. En son Sertab Erener ile Rengarenk albümü için beraber çalıştık.




Bayan Mor: 2011 İlkbahar-Yaz Koleksiyonunuzdan bahseder misiniz?
İpek Yılmaz: Bu koleksiyonumda yine çok renk kullandım. Kumaş olarak taftayı çok kullandım. Bu koleksiyona hakim olan renkler mor, krem, pembe, turuncu… Colorblocking trendinin hakim olduğu parçalar da tasarladım. Blok renkleri beraber kullandım. Fiyonk ve puantiyi de koleksiyonda fazlaca görüyoruz. Kanat ve kalp desenleri mevcut.

Bayan Mor: 2011’de NR.39’un bünyesine bir ekleme yapıp “%100 Gelin” ismiyle bir gelin ayakkabısı koleksiyonu çıkarmışsınız. Bu koleksiyon nasıl çıktı ortaya?
İpek Yılmaz: Böyle bir koleksiyonun eksikliğini hissettik ve yoğun istek üzerine bu koleksiyonu çıkarttık. Gelin ayakkabısı yaparken biz çok “şık” tasarımlar yaptık. Genelde NR.39 olarak fazlaca renk kullanırdık fakat bu koleksiyonda daha az kullandık. Uçuk tasarımlardansa biraz daha oturaklı tasarımlar yaptık. Belki de burada bir açık bıraktık. Çünkü gelin adayı müşterilerimiz genelde eğlenceli beyaz ayakkabı tasarımlarını gelin ayakkabısı olarak kullanırlardı.

Bayan Mor: Bence “farklı” tasarımlar olmuş. Firmaların ürettiği klasik&parıltılı gelin ayakkabılarından bir hayli uzak bir koleksiyon olmuş. Peki yaptığınız işin en keyifli anı nedir?
İpek Yılmaz:  3 aylık yorucu bir süreç geçtikten sonra, bütün ökçeler,kalıplar,kumaşları, her şeyi bir araya getirmişsiniz ve bütün modeller yavaşça çıkıyor. Sonunda bir gün onların üretimi tamamlanmış oluyor ve 100 parçalık bir koleksiyon aynı anda showroomda oluyor. O ana bayılıyorum!


 

Bayan Mor: NR.39’un tasarımcısı ve bir ayakkabı aşığı olarak, merak ettim, Anna Del Russo gibi yüzlerce ayakkabıya sahip misiniz?
İpek Yılmaz: Siz de herkes gibi benim çok ayakkabıya sahip olduğumu düşününenlerdensiniz galiba fakat aslında işin gerçeği bu değil. Her zaman giyecek ayakkabım yoktur ve bir türlü kendime ayakkabı yapıp eve götüremem. Geçen hafta kendime bir ayakkabı ayırttım, bir haftadır odamda sürünüyor, bir  türlü eve götüremiyorum, sürekli unutuyorum. Sonuçta zaten ben onları yapmayı seviyorum.

Bayan Mor: Son olarak ileriye dönük projelerinizden bahseder misiniz bize?
İpek Yılmaz: Öncelikle her zaman daha iyi ayakkabılar üretmek isterim J Şuanda proje aşamasında olmamasına rağmen, tabiî ki spesifik hedeflerim var; bir ayakkabı defilesi 
yapmak gibi…


İpek Yılmaz Hakkında Kısa Kısa:
  • NR.39 tasarımlarının hepsinin ayrı bir ismi var. TİPİK 39” tasarımı neredeyse her koleksiyonda farklı renk çeşitleriyle var.
  • Moda deyince aklına “bazen sıkıcı olabildiği” geliyor.
  • Sevdiği tasarımcılar yok, beğendiği ayakkabı modelleri var.
  •  Malzeme konusunda asla kendini kısıtlamıyor.
  • 1 senenin 6 ayını ayakkabının tekniğine ve üretimine, diğer 6 ayını tasarımına ayırıyor.
  • Trendlere bağlı kalmamayı seviyor. 
The Femme - Yazı Görselleri